Ve İlk Ayrılık…(3.Bölüm)
Ya da şöyle mi desen daha uygun olur?
Previously on lost…
Kuzenim zili çaldı ve beklemeye başladık. Ne cesaret di mi?
Tabi yok öyle bir cesaret! Ben zil çalar çalmaz kaçtım.
Kuzene dedim: “Ben kenarda bekliyim yoksa kalp krizi geçireceğim.”
O zamanki heyecanı bir daha yaşayamadım biliyor musunuz? Anthony Hopkins’in bir filmi vardı. Yabancı ismiyle çevrilmişti Türkçeye. Orada 8-9 yaşlarında bir çocuğun sevdiği bir kız var. Hopkins, çocuğa diyor ki bir yerinde: “O kızla ilk kez öpüşeceksin ve bir daha ömrün boyunca o öpücüğün aynını arayacaksın, ama bulamayacaksın.”
Benim içinde sonraki yaşadığım heyecanların hiç birisi o günlerde yaşadığıma benzemedi.
Sonra içeriden bir ses geldi.
- Kim o?
Kuzenim seslendi.
- Benim Bilal
- Kapıyı açamam, kilitli…
O zamanlarda şöyle bir moda vardı. Anneler çarşıya pazara giderlerken çocukların üzerlerine kapıyı kiliterlerdi. Neden bilmem ama ben hiç böyle bir duruma maruz kalmadım. Ama çevremizde çok vardı. Sonradan bu durumun sakıncaları ortaya çıktı da bu alışkanlığa son verildi. Ama eminim hala yapanlar vardır.
Baktık kapı açılmıyor. Biz de, aldığım kolyeyi kapısının önüne bıraktık. He, sanmayın ki onunla orada o kapının bir tarafına sırtı dayamış, aşkının heyecanını ve de severken ayrılmanın verdiği duygusal karmaşıklığı yaşarken ben de diğer tarafına sırtımı dayayıp “gitme kal, nolursun” şarkısını fonda duyduk. Muhtemelen o tv’de en sevdiği ve günün sadece belli bir saatinde yayınlanan Richie Rich izlemeye devam etmek için içeri gitti; biz de, “hadi biz de gidelim de taso oynayalım arkadaşlarla bari” dedik.
Sonra o kolyeye noldu hiç bilmiyorum. Ama iki gün sonra yani pazartesi okula döndüğümde beni büyük bir sürpriz bekliyordu…
Pazartesi oldu ve artık ben aşkımı kalbime gömmeliydim. Zira elimden birşey gelmezdi.
Sabah sınıfa girince herkesin bana baktığını farkettim bir anda. Nedenini farkettiğim an yine kıpkırmızı olmuştum.
Saçlarımı kapıdan girmeden önce bozmayı unutmuştum.İçeri giren sanki Clark Kent’ti ama Süpermen’e dönüştükten sonra normal hale geldiğinde saçlarını düzeltmeyi unutmuştu.
Yaşadığım ilk depresif aşk bunalımı sosyal hayatıma ilk etkisini göstermişti ve artık süpermen saçlarımı herkes görmüştü. Ben ta o zamanlardan gizeme meraklıydım. Süpermeni ve vesair kimliği gizli halk kahramanlarını da hep bu yüzden severdim.
Mesela kendime Zorro maskesi yapmaya çalışmıştım bezlerden.Onun gibi kılıç talimi yapıyordum.Kendi hayal dünyamda zaman zaman Zorro; zaman zamanda Süpermendim.
Bir de kimliği belli kahramanlar vardı. Mesela Bruce Lee’nin nasıl öldüğü üzerine arkadaşlarla çok hararetli tartışmalara giriyorduk. Bir grup arkadaş, onun karısı tarafından zehirlendiğini iddia ediyorlardı ama benimde içinde bulunduğum grup onun yüz kişiyi öldürdükten sonra arkasından silahla ateş edilerek öldürüldüğünü savunuyordu. Neden bilmem ama çocukken bana onun yüz kişiyi öldürdükten sonra vurularak öldürülmesi daha güzel geliyordu. Hem çok fantastik, hem de onu daha da yücelten bir durumdu bu. Özellikle “yüz kişi” olmasının sebebi de belki de o zamanki sayabildiğimiz maksimum sayı olmasıydı. Karısı tarafından zehirlenmesini aklım almıyordu bir türlü. Çünkü çocuktuk ve ne güzel ki aklımızda da kalbimizde de henüz ihanete yer yoktu.
Bruce Lee’nin çıkardığı o acayip ses tonunu taklit etmeye çalıştığımızı anımsıyorum hatta.Bu tonlama konusunda çok ciddiydik ama dalga geçmiyorduk ustayla…
Hem fikir olduğumuz tek nokta ise onun vücudunun ve hareketlerinin çok iyi olduğu ve -sıkı durun- biraz daha idman yaparsa bedeninin kurşun geçirmez olabileceği idi.
Saçlarımın o haliyle dikkat çekmesi beni bir hayli utandırmıştı. Yerime oturdum ve saçlarımı bozdum. Ve yanıma ilk aşkımın en yakın arkadaşı gelerek bana seslendi. Ona doğru döndüm ve bana bir şey uzattı…
Devamı Yakında…
Bu yazı toplam 5423, bugün ise 1 kez okundu.
Kategori: Öykü





Çok heyecanlı bir yazı dizisi oluyor. Devamını bekliyoruz. :)
Lost’u görünce okuyum dedim, bir anda flash çaktı ve geçmişe gitti benm de zihnim.