Toplam Yazı: 263 Toplam Yorum: 383
Subscribe via RSS Feed

Önce Kendi Kapının Önünü Temizle…

Kavramlar üzerine düşünmekten geçiyor hayatın anlamı. Belki de fiiller üzerinde kafa yormaktan geçiyor. Bilinmezlikleri bulmaya çalışanlar aslında sadece bildikleriyle düşündüklerinin ne kadar farkında oluyorlar? Üç yüz gramlık beyinlerle her şeye tuzluk uzatanlar, kendilerine sorulan her soruya ille bir cevap verme ihtiyacı mı duymalılar. Bilmiyorum. Bildiğim “ düşünmek “ denen eylem üzerinde ne kadar başarılıyız? Bunu sorgulamak. Varlığımı, varlık nedeni mi? Sorgulamak istesem dahası bunun üzerine düşünmek istesem neye ve kime göreleri çıkıyor karşıma ve kafamdaki anlamlılarda birer anlamsız oluveriyor.

İnsana verilen akıl maalesef ki tek başına çalışmıyor. Tek başına çalışsa ve her şeye çözüm buluyor olsa idi ruha ne hacet? Ya da buna ruh değil de vicdan diyelim, seziler ya da hisler diyelim. Onca şeye birer anlam katmak, katabilmek yukarıda dediğim gibi 3 kuruşluk akılla ve de bu kadar kolay olacaksa neden herkes aynı kavramlara farklı anlamlar katar? Diğer uzuvlar, mesela herkes aynı sesi duyuyor, aynı şeyi görüyor da neden farklı anlamlar katıyor? Demek ki beyin yetmiyor. Yetmiyor dan kasıt  kendi başına hep eksik hep yarım kalıyor. Sadece beyniyle, aklıyla bir şeylerden dünyalar çıkartmaya çalışanlar hep yolda kalıyor. Acınası acizlikte oluyor.

Akıl ve Hisler bir elmanın iki yarısı ya da ayrılmaz ikili.

Çoğu zaman, bir şeyler akla ve mantığa çok ters gelir. Olmaz der insanoğlu! Nasıl oluyor da oluyor? Der. Aklın tek başına yetmediği sorulardan boğuluverir. İnsanın aslında beyni kadar kullanması gereken ama beynimizin bile %10 unu kullandığımızı düşündüğümüzde çok daha az kullandığı bir büyük hazinesi de kalbidir. Kalp, gönül, ruh biz toplum olarak erozyona uğrayan birçok özelliğimiz gibi bu kelimeleri de şarkılarda duymaya alıştık. Kalbimiz bize ya âşık olduğumuzda ya da hasta olduğumuzda lazım oluyor. Ruhumuz zaten öksüz bir çocuk gibi sokaklarda, barlarda, çarşılarda dilencilik yapıyor.

Hayata anlam katmak adına anlamsızlaştırdığımız şeyleri bir düşünün. Kalbimiz kırıklarla, deneme – yanılmalarla dolu, bedenimiz bizden 10 yıl sonrasında. Tüm bunların içinde biz neredeyiz? Çalışmak, mücadele etmek, özenmek, bu dünyayı fazla şımartmıyor muyuz? Nedir bu dünyadaki en eşsiz değerimiz? Bence insanın bu dünyadaki eşsiz değeri kendisidir. O zaman neden bu kadar hor kullanır kendini? Bu kadar yıpratır? Bu kadar yorar?

Ortalama 60 yıllık bir hayat için bu koşuşturmacanın bir evcilik ya da dünyacılık, insancılık oynamak olduğunu düşünmüşümdür. Peki sonra? Sonrasında ne olduğunu da anlamak, anlamaya çalışmak bence tam bir, iki kere iki dört kadar iç tatmini sağlatacak kadar beynimiz olduğuna inanmıyorum. O beynimizin yukarıda dediğim gibi salt kıvrımlarının çokluğuyla dahi bunu kotarabileceğini düşünmüyorum. Kalp denen hareketli ve cisminden ziyade manevi eksenli oluşumun desteği olmaksızın bütün inançlarımız ki buna anne-baba sevgisinden, Allah inancına, güven,fedakarlık vs. hassasiyetlerimizden; yaşamın içinde barındırdığın bütün nedenlere kadar ona yani kalbe beynimizden daha çok ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Sadece beyniyle dünyayı yönetebileceklerine, her şeyi halledebileceklerine inanan insancıklara da yine aklımın gördüğü ama kalbimde olan acıma duygumun en yoğunluğuyla müthiş bir şekilde acıyorum.

Biz o zaman beynimizin gelişmesi için yaptığımız bunca eğitim, düşünce vs. öğretileri kalbimiz için neden yapmıyoruz? Çünkü ya gerek duymuyor ya da işimize gelmiyor. Yıllardır yozlaştırılan hep algılarımız oldu. Dünyaya meyli bu kadar keyifli hale getiren yine bizler olduk ve şimdi oturup yine sanki bütün bunları başkaları yapmış gibi hayıflanıyoruz.

Algıları doğru yönetilen, yönlendirilen insanlar, bazen bir iç savaşa, bazen bir aile dehşetine bazen de namusu iki bacak arasında arayan kişilere dönüşmüyor mu? Ama yine o insanlar algılarını bir kenara bırakabilseler de dönseler kalplerine, o namus adına öldürdüğünün öz kardeşi, o taş attığının da bir insan evladı olduğunu anlamaz mı? Beynimizin yıllardır biriktirdiği resimler,sesler, sözler,adetler bunlar kimini başbakan yapıyor, kimini dağda terörist.

Nerden başlamalı?

Önce tabiî ki herkesin kendi kalbine dönmesi şart. Herkes kendi evinin önünü temizlemeli önce.


Bu yazı toplam 1952, bugün ise 0 kez okundu.

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google
  • MySpace
  • Live

Etiketler:: , , , , , , , ,

Kategori: Gündem

Yazar Hakkında: Kralın Soytarısında en etkin şekilde at oynatan yazar, gündemde olup bitenleri sıcağı sıcağına, herhangi bir katkı maddesi olmadan aktarma gayretinde, taze taze servis etme derdindedir. Kraldan çok kralcı olmayanları temsil etmektedir.

Yorum (1)

Bu yazının linkini takip et | Yorumları İzlemeye Al

  1. Ahmet Kerem diyor ki:

    Son derece mühim bir konuya temas ettiğini söylemeden buradan geçmek istemedim. Fevkaledenin fevkinde namütenahi hudutlar müvacehesinde zat-ı alilerine mahsus, nev’i şahsına münhasır bir yazı kaleme alınmış. :)

Yazıya Yorum Ekle