Leyla İle Mecnun Dizisi ve Dinler Arası Diyalog
Hiçbir şey tesadüf değildir cümlesiyle başlayayım söze ki, okuyucularım bu yazının da bir tesadüf olmadığını düşünerek benimle aynı şeyleri hissetsinler… Ayrıca, toplum mühendisliğinin en etkili vasıtalarından birinin filmler olduğunu da hatırlara getirelim…
Bir süredir TRT ekranlarında heyecanla takip edilen ve her ne kadar çok konu bütünlüğü olmasa da bir sonraki bölümü beklenen bir dizidir Leyla İle Mecnun. Başka bir kanalda olsa abarta abarta –sahne ardı ve oyuncuları- göklere çıkartılır, basında manşetlere taşınırdı ama devlet kanalı olunca sahipsiz kalıyor bir nebze…
Senarist Burak Aksak’ın Star gazetesinde, 28. Bölüm sularında yayınlanan röportajı oldukça masumane ve tesadüflerle dolu… İsteyenler bu tesadüflerle başlayan ama şu an bilinçaltı mühendislerince yönlendirilerek farklı bir mecrada devam eden bu dizinin senaristini buradan okuyabilir.
Leyla ve Mecnun dizisinde en buz kıran karakter ak sakallı dede oldu… İlk başlarda muhafazakar kesimlerce “ak sakallı dedeleri, İslam’ın sarık, asa, cüppe ve sakal figürleri”ni hafife aldığı iddiasıyla küfür addedilse de bir süre sonra gençlere, yeni nesile ak sakallı ve cüppeli insanlara öcü ön yargısıyla yaklaşanlara inat sevecen bir üslubu getirdiği düşüncesiyle de kısmen hoş karşılandı. Tabi öbür cephede de; yani İslam’ı, onun değerlerini ve hatta imamları (özellikle medyada hep olumsuz ve sui [kötü] misallerle topluma zerk edildi) yobaz (!) gözlüğüyle izleyenlerce ekranlarda bir irtica havası estirdiği düşüncesi uyandı.
Şimdi yazımın girişinde bahsettiğim diyalog ve toplum mühendisliği ve dolayısıyla tesadüf olmayan noktalara gelelim… İlk olarak, son hak din olan ve diğer dinlerin hükmünü kaldıran İslamiyet son zamanlarda diğer batıl dinlerle (Hıristiyanlık ve Yahudilik) aynı seviyede gösterilmeye, onun inanaları diğer inananlarla aynı potada gösterilmeye, eşitlik ve insan sevgisi (hoşgörü kelimesi de bu minvalde kirletilmiş oldu) lakırdılarıyla kamuoyunda (bilgili ve donanımlı insanlar istisnadır) bir bilgi kirliliği ve kafa karışıklılığı oluşturulmakta. Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin kelimeleri içinde kaybolup giden halkımız da bu teraneler içinde, bu toplum mühendisliği içinde yönlendirilmekte. “Demokraside halk oy verir ama hangi oyu vereceği önceden ona –bilinç altına veya üstüne- öğretilir” mantığında yine söz dönüp dolaşıp “komplo teorisi”, yani uydurma iddialarıyla karşılanıyor. Ama bu durum böyle değil. İddiamı dayandırdığım, dizi ile ilgili iki bariz işareti paylaşmak istiyorum; diğerleri izleyicinin bakış ve anlayış keskinliğine kalmış.
İlk olarak, filmin ana resmi ve girişindeki fotoğrafta diyalog mührünü görmemek elde değil… Ortada 3 kalp iç içe geçmiş… En ortadaki dolu olan İslamiyet, diğerleri de bahsi geçen diğer iki muharref dini temsil ediyor olmalı. Mesaj açık: Bu filmde dinler ve farklı görüş ve yaşayıştaki insanlar içi içe olacak ve hayatlar, konular birbirine karışacak…
“Ne var bunda, diğer dinleri yaşayanlar da insan, onlar da inanıyorlar hatta hepsinin Allah’ı aynı değil mi” düşüncesinde olanların yazının devamını okumalarına gerek yok; onlar için vakit kaybı olur… Bu vakti gidip kimliklerinde yazan “Müslüman” kelimesini anlatan İslami kaynak eserleri (İmam-ı Rabbani, Sa’düddin Taftazânî, İmam-ı Gazali, İmamzade Muhammed El-Buhari, İmam Hafız El-Münzirî, Şeyh Şehabeddin Sühreverdi, Erzurumlu İbrahim Hakkı (k.s.) gibi alimlerin eserlerini) okumaya ayırsınlar…
Ama tam tersine inancın dayalı olduğu kültür ve medeniyeti tanıyan ve biraz hassasiyeti olanlar da daha uyanık bir şekilde yesinler önlerine koyulanı. Tabi bu işaretleri Mecnun karakterinin iki aşk arasında kalışı olarak açıklayabilirsiniz, ama bu iki aşk mevzusu Leyla karakterinin (sette yaşanan hadiseler dolayısıyla) filmden ayrılmasıyla ortaya çıktı ve tarihi Mecnun karakterinin bir Leyla’sı bulunmakta…
İkinci iddiam da ak sakallı dede figürüne dayanıyor. “Film ve tembellik yapmak ulu bir amaç ama bir yol göstericiye ihtiyaç duyuyorsunuz. Ak sakallı dede figürü belirdi gözümde. ‘Bu bir aşığa yardım etse ne olurdu?’ sorusu aklıma geldi.” şeklinde senarist tarafından bir açıklama olsa da ak saklıların üçe çıkmasıyla diyalog kokusu tekrar burnuma geliyor… Üç ak sakallı dede üç dinin kutsal din görevlilerini temsil ediyor. Asalı ve ilk olarak ortaya çıkan ak sakallı ve sarıklı dede Müslüman dede(!); diğer takım elbiseli olansa -dikkat edilirse sarık takmıyor ve Yahudi adeti olan kravatla arz-ı endam ediyor- Yahudi hahamını temsil ediyor olmalı. Tabi son birkaç bölümde ortaya çıkan ve Nostradamus havasında olan, Noel Baba şapkalı sakallı var; bu da Hıristiyan papazı olmalı… Peki, neden üç sakallı ve neden “üç sakallı”nın da sarığı yok? Bu izler de iddiamı doğruluyor. Senaristin anlatımına ve filmin gelişim evrelerine bakılırsa diyalogcuların görüşleri sonradan filme dahil edilmiş gibi görünüyor…
Yine eski bölümlerinin birinde, dünyaya mesaj vermek için Yahudi ile Arabın, İmam ile Papazın sarılma sahnesi de bu tespitlerimi destekler mahiyette.
Film deyip, eğlence deyip geçmeyelim… Ne mesajlar var, ne mesajlar… Bir de bu gözle izleyelim.
Bu yazı toplam 1822, bugün ise 12 kez okundu.
Kategori: TV ve Sinema






İlginç bir tesbit olmuş. Diziyi izlemiyorum ama konuya(!) hakimim. Absürd komedi yapılmaya çalışılıyor beğenmesemde. Söylediklerinize komplo teorisi denebilir ama ya doğruysa ya da farkında olmadan yapılan çalışmalarsa. Ki “şirinler” hakkında da böyle söylentiler vardı
Tebrik ediyorum, orijinal bir bakış ve yorum olmuş. Yazılarınızı ilgiyle bekliyorum.
Diziyi kaçırmıyorum ama bu gözle bakmamıştım. Yazarın hassasiyetine ve yorumlarına katılıyorum. TRT’nin bu konuda maksatlı olduğu tartışılır. Teşekkürler Ceyda Hanım…
Bence ilginç bir yorum olmuş, ama komplo teorisi veya zorlamayla ortaya çıkan deliller de denilemez.. haklılık payı var. teşekkürler…
Leyla ile Mecnun’u ara ara denk geldikçe izliyorum. Diyalogları çok başarılı, sanki doğaçlama yapılıyormuş gibi bir hava var. Sanki oyuncuları serbest bırakmışlar, “konu monu yok kardeşim, geçin ortaya, konsept zaten belli, konuşun durun” demişler. Sonra yönetmen, “Kayıt!” demiş, dizi başlamış gibi. Sözledikleriniz ne kadar gerçekçi bilmiyorum, ama o gözle izlemediğim kesin.