Toplam Yazı: 220 Toplam Yorum: 376
Subscribe via RSS Feed

Hey gidi biz

Adamın biri bir kitap yazmış. Şimdi bu yazıyı okuyan herkes kitabın ismini söyleyince bilir; “ŞU ÇILGIN TÜRKLER” Okusun ya da okumasın herkes bu kitaptan haberdardır.

Kitabın içeriğini incelemeyeceğim. İncelenecek o kadar vatan kardeşim varken 

Mesela:

Antalya’da kıymetli bir hanım ablamız anahtarı evde unutunca çözümü beline hortum bağlayıp 5. kattan sarkmakta bulmuş. 4. kata gelince hortumun çözüldüğünü anlayıp pencere kenarına tutulmuş. Survivor yarışmasına taş çıkaran bir performansla camın kenarında asılı vaziyette kurtarılmayı beklemiş, nihayetinde görevliler kurtarmış.
Saygıdeğer ablamızın evi 3. katta.
Elbette içerisine düştüğü zor durum ile alay etmem. Bu çok yanlış olur. Ama çilingir bulmak yerine, evinin kapısını açabilmek için ip yada halat bile değil bağlanması en zor olanlardan hortumu beline bağlayıp dağcılık oynaması pekte normal karşılanmasa gerek.

Bazen de basit gibi görünen pratik düşüncelerimiz oluyor.

Mesela:

İstanbul’da yaşayanlarımız trafiğin nasıl insanı sabır taşına çevirdiğini, hatta sabır taşları çatlarken bizim nasıl tek parça kalmamızın mucize olduğunu iyi bilirler. Ama her ne kadar çileli ve zahmetli ve hatta sinir bozucu da olsa bu trafik kendini uyanık sanan vatan kardeşlerim (-ki ben onları kınıyorum şiddetle!) eğer bulunduğu bölgeden ambulans geçiyorsa onun arkasına takılıp güya trafikten kurtulduğunu sanarak, pratiklik gösterirler. Kimi de o ambulansın arkasına takılabilmek için bulunduğu şeridi değiştirme zahmetine bile katlanmaz ki, sanki içeride ki hasta değildir. Halbuki ben bu durumlardan nefret ederim, ailecek ederiz. Ambulans geliyorsa şeridimiz değişir, ve inadına ailecek o ambulansın arkasına takılmayı aklımızdan bile geçirmeyiz. Bu içeride canı burnunda hastaneye yetişmeye çalışan insanların sıkıntısı ve acısıyla dalga geçmekten başka bir şey değildir bence. ‘oh abi iyikide hasta olmuş, bak trafikten kurtulduk’ mu diyeceğiz o ambulansın arkasına takılmakla. Yada şerit değiştirmediğimiz zaman ‘ya hacı bende bi ambulans gecse trafikten kurtulsak diyordum, bak geliyor hemen arkamızda, dur bekleyelim de şimdi yan şeritten devam eder bizde takılır gideriz.’ Diye kendimize bahanemi uyduruyoruz. Ama içindeki hasta için saniyeler bile kıymetli değil midir o ambulansın?

Tabi anti parantez eğer yol vermek ya da peşine takılmak yerine içinde yetişmeye çalışan biz olsak… (benim bir şey yazmama gerek yok herkes bu cümleyi kendince tamamlasın açık yüreklilikle.)

Yada evlerimizde pratik zekalarımız var…

Ben ana cadde de oturuyorum. Apartmanımın önü otobüs durağı. Tabiî ki pratik zeka örneği olan kısım bu değil.
Milletce adetlerimizdendir masa da olduğu kadar yerde oturup yer sofrasında yemeyide severiz. Biz masayı kullanmayız mesela pek. Ve yine milletce (Allah’tan annem yapmıyor, rahat yazıyorum) o sofralarımızın altına serdiğimiz örtüyü camdan silkeleriz. Halının üzerine bir şey dökülür. Önce süpürmek yerine önce silkeler sonra süpürür pek çoğu nedense. Bu kısım pratik zeka güya temizlik ama bir de sonuç kısmı var. İşte başta onun için oturduğum yeri tarif ettim. Üst komşumuz bu zekayı pek çok kullanır. Haliyle kapının önünde otobüs bekleyen sevgili vatan kardeşlerim bu durumdan çok muzdariptirler. Hepimiz rahatsız oluruz. Dikkatli düşününce o silkelenen örtülerle sokağa dökülen ekmek kırıkları bizim gibi ekmeğe hürmet gösteren bir milletin üzerine basarak geçmek isteyeceği son şeylerden biridir. Tepemize silkelenme kısmını da siz söyleyiverin.

Kısaca hepimiz yadırganmayacak kadar üstün bir zekaya sahibiz millet olarak. Tarihimiz bunun ispatı. Bu gün daha yeni yeni ortaya çıksa, türk bilim adamları şunu başardı, türk doktorlar buna imza attı diye henüz söylenmeye başlanmış olsa bile bu aslında bizim neslimizde olan genetik bir şey, belki daha yeni acığa çıkarmış olabiliriz o başka.

Eskileri azıcık karıştırsak her pratiklikte karşısındakine saygı gösteren, yalnızca kendini değil muhatabını da düşünen bir zeka görürüz. Evet, pratik zekamız çok gülcü. Bazen Antalyalı ablamız gibi adrenalini tavan yaptırıp kendine zarar vermenin eşiğine bile gelse çoğunlukla her zorluğa bir kolaylık buluyoruz.

Yine de, bazen sadece bencilliğe de vursak, bazen herkese faydalı da olsak Turgut Özakman’ın tabiri ile (kitabın yazarı) Çılgın Türkler’iz.


Bu yazı toplam 981, bugün ise 1 kez okundu.

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google
  • MySpace
  • Live

Etiketler:: , , , , , ,

Kategori: Genel

Yazar Hakkında: Herkesin kral olduğu, hep beraber soytarılıktan kaçtığımız bir devirde bildiğimiz ama kendimize bile itiraf etmediğimiz saklı doğruları, kendi gözümün gördüğü aklımın yettiği yere kadar yazmaya çalışıyorum. Ne kadar doğru ne kadar yanlış hadi oylayalım. Yanlışsa affınıza doğruysa hoşgörünüze sığınıyorum. Hayatımızda yalan söyleyen krallar yerine hakikati söyleyen soytarılara da yer açabilmek dileğiyle...

Yorum (2)

Bu yazının linkini takip et | Yorumları İzlemeye Al

  1. admin diyor ki:

    Son derece müthiş bir yazı olmuş, eğlenerek okudum. Böyle yazıların devamını bekleriz, sıkıcı hayat ortamında biraz tebessüm enerjisi verir :)

  2. Dogdor Vivır diyor ki:

    Yazıyı ve konuyu beğendim tebrik ederim Güneş Gülü hanım. Yaşanan ilginç Türk işi olayları iyi gözlemlemişsiniz. Eee burası Türkiye… Malzeme bulmakta hiç sıkıntı çekmeyeceğimiz bir ülkede yaşıyoruz.

    Bu Türk işi pratik zekada kendi gözlemlerimden halen gördüğümde gülümsediğim bir olay var. Ayakkabıyı terlik gibi kullanan ilk ve son medeniyetiz. :) Bu şekilde birde çömelip oturmuşsa tam internete koyulacak bir manzara ile karşılaşırız.

    Bu arada güvenlik sorusunda tüyo vereyim. Tabii ki Zürafa kısadır :)))

Yazıya Yorum Ekle