Gökteki Tarladan Işıklar Vurdu O Gece
Önce bir damla suydum, küçücük bir et oldum. Sonra sevmek için ellerim özgürce koşmaya ayaklarım zamanla. Yaratılan ne varsa görsün diye. İki çift göz. İşitsin, haykırsın. Tabi iki kulak. Öğrensin diye aşkı bir beyin oldu yerli yerinde. İşte “ben de varım” demek istedim. Küçük bir kalp attı ince ince. Ama müptezel müptezel aşikarım şimdi yakın zamanda.
Ölmek. Hırsızlık yapmak istiyorum. O duyguyu yaşamak. Suçsuzken suçluyum ya. Suç işlemek işte. İçim içimi yiyor. Bir şiir. Yahut bir harf. Gözlük, pijama, don, atlet, fanila, domates, tahta masa. Benim olmayan. Hiçbir emeğimin olmadığı şeyleri benimmiş gibi sunmak istiyorum. Hayatı çalmak istiyorum. Sen hiç olmadın ya baba. Seni bir yerlerden çalmak istiyorum.
Eskiden bir akşam, hava nasıl ılık. Sıcak değil ha. Hani ‘ne sıcak arkadaş’ der ya insan olan. O seneler az önce hatırıma dokundu. Yedinci yaşımın yazı geçti de izi kaldı. Yüklenirken büyük fosforlu kırmızı büyük kamyon eşyamızı. Karşı komşuda son kahvaltı. Ayrılık öncesi son dakikalar nasıl da ezer insanı? Son sözler henüz söylenirken ‘şaldırt’ eder ya bir sürahi dolusu su ile sokağın asfaltı. Tekerlekler dönerken. Dönüp bakar çağırırdım sanki gittiğim yere o eski Ilık. sokağı. Ilık.
Gök bir yıldız tarlası.. İşte bu kadar.. O akşam çaldım babamı kendinden..
..O gece tekrar geldi. Biz evin önündeyiz. Annem. Ben. Birader. Söndürmüşüz ışıkları. Gelip geçene görünmeyiz. Arkamızda beyaz duvarda oynar durur gölgesi dalı kesik incirin. Gökteki tarladan ışıklar vurdukça caddenin karşısında gürültülü bir lunapark. Parlak renklere bakıyoruz. Dönüp dururlar orada. Neden haykırır lunapark insanı?
Yine aynı şarkılar çalar o büyük kayığın inişinde. O kayıkta öldü küçük kız kardeşim.
Bu yazı toplam 1755, bugün ise 2 kez okundu.
Kategori: Duygusal




Hüzünlü ve etkileyici bir yazı. Yazılarınızın devamını bekleriz.