Akıl, Kalp, Hayat Üçgeni
Lise Psikolojisi
”İşte bu! İstediğim liseyi de kazandım abi. Bir de manita yaptık mı, gel keyfim gel!” felsefesi ile başlanılan lise hayatı hep bu umutları gerçekleştirme ile geçerken, bazı ergenlerde ise her gün bir umudu gerçekleştirmenin sevinci ile lise yıllarının sonuna gelinir.
Artık üniversite hazırlık sürecine girilmiş, yoğun bir tempo tuttrulmuş ve kız arkadaşlar yeterince olmasa da sözde ikinci plana atılmıştır. Bazen vakitli ders çalışıldığı zaman da kız arkadaş için vakit ayırmanın olumsuz bir etkisi olmadığı düşünülür, bazen de kız arkadaş ilk plandadır. “Üniversite her halükarda kazanılır, olmadı ikinci yılda hazırlanırım, yine kazanırım” fikri oluşurken, şu anki sevgilisi gibi birini hiç bir zaman bulamayacağını düşünür.Ve seçimini içindeki iyi niyetin ve sevgisinin de etkisi altında kalarak kız arkadaşından tarafa kullanır.
Sonuç ise genelde ya istediği bir üniversite olmaz, ya da hiç kazanamaz. Sonucun da etkisi ile aile içinde yaşanılan gerilimler, yeniden hazırlanıp hazırlanmamakta yaşanılan tereddütler, tekrar hazırlanması konusunda yapılan baskılar, başarısızlığı altında günden güne ezilmeler ve duyulan pişmanlıklar vardır.
Yaşıtlarının sınavda başarı göstermelerinin üzerinde bıraktığı olumsuz etki, üniversite hayallerinin yıkılmış olması, halen devam edilmeye çalışılan ilişkinin artık bir yıl daha gecikmesi, tamamı ile kafasını karıştırmış, isyan derecesine ulaşmıştır. Gözüne hiç bir şey görünmemeye başlamıştır. Sadece kafasının rahat olmasını, özgürce yaşamayı istemeye başlamaktadır.
“Nasıl olur?” diye günlerce kendi kendine sormaktadır. Kız arkadaş ile böyle mi hayal edilmiştir? Başını her defasında omuzuna koyduğunda okullarını bitirmeyi, kuracakları mutlu yuvalarını, doğacak çocuklarını, isimlerini, eğitim hayatını yıllar öncesinden planlamışlardır. Ama olmayınca olmaz işte…
Ya mücadele edecektir, ya da vazgeçecektir. İki şıkkı vardır. Her şeyi bir kenara bırakıp tekrar hazırlanmalı, ya da kız arkadaşını seçip direkt askere gitmeli, gelip iş bulmalı, para kazanıp evlenmeli ve tüm gücü ile hayatla mücadeleye girişmelidir. Ailesinin de maddi durumu elvermiyor ise tekrar hazırlanmaktan başka çaresi yoktur. Tercih mantıktan yana verilip, tekrar hazırlanılmaya başlanacaktır. Belki bu ilk yaşadığı bir ilişki değildir, ama son olmasını umut eder. Bu da olmadı, hayat deyip geçmesi gerektiğini düşünür. Çünkü üniversite hayatı, önünde zorunlu askerlik durumu, sonrasında iş hayatına atılma ve bir yuva kurabilmek için kazanması gereken para da derken, yıllar gelip geçecektir. Hayallerinin gerçekleşmesinin geç de olsa zor olduğunun farkına varmıştır.
Üniversite Psikolojisi
”İşte bu! İstediğim üniversiteyi kazandım abi. Bir de manita yaptık mı gel keyfim gel.” felsefesi ile üniversite hayatına da atılınır. Artık ailesinden uzak diyarlarda üniversite hayatına adımını atmıştır. Özgürdür. E artık hazırlık sürecinde çekilen cefanın sefası sürülmelidir, değil mi? Artık hayat onun hayatıdır. İstediği kadar uyur, istediği ile takılır, istediğini yer, istediğini içer, istediğini yapabilirdi. Artık kitap başında sabahlamalar yoktur.
Bir kaç ay öncesinde son bulan hayatın tam tersi onu beklemektedir. İlk günlerin verdiği gaz ve hazla arkadaş edinilir, çevre yapılır karakterler çözümlenmeye alınır, sentezlenir ve aralarından mıknatıs gibi çekilmeye başlanılır. Teklifler uçuşur, iltifatlar havada birbirleri ile akraba ola dursunlar, bir ilişkiye girişilmiştir bile. Balın tadına bakılır. Yok hoşuna gitmedi değiştirilir. Derken bu sistematik bir şekilde devam eder. Ta ki aranılan kişi bulunana dek. Vizeler finalleri kovalarken, kızlar da kovalanmaya devam eder ve aranılan kan bulunmuştur. Yeni tanışmış olmasının bir önemi yoktur, tanıyacak zaman önünde oldukça fazladır. Genelde ilk etapta çok iyi anlaşılır. Hayat böyle devam ede durur iken, okulun da sonuna yaklaşılmaktadır. Birbirlerini seviyorlar da, anlaşıyorlar da, evlenmek lazım ama di mi? Hayaller kurulur, en ince ayrıntısına kadar planlar yapılır. Üniversite de okuyor, illa ki iş bulacak di mi? Ve okulun bitmesi beklenilir.
Aman Allahım o da ne? Okul biter ama zayıf dersler var, görünüşe bakılırsa okul uzayacak, aileye durumun nasıl açıklanacağı düşünülecek, okulun uzaması onu kız arkadaşından ayıracak, kaldığı dersleri geçebilmesi için ve temel ihtiyaçların karşılanması için para gerekecektir. Kız arkadaşının da okulu bitmiştir. O artık evin yolunu tutadururken bizimki de yine yalnızlığın eşiğindedir.
E şimdi ne olacak? derken ve bir yandan okulun nasıl biteceği düşünülürken, bir yandan da harçlığın nerden geleceği düşünülür. Diğer yandan hayallerinin gecikmesi ve gerçekleşmemesinin verdiği yıkıntı ile yine lisedeki isyanlara dönülmüştür.
Askerlik ve İş Hayatı Psikolojisi
İlişkileri herkes kendi yoluna gitmek zorunda olduğu için ayrılık kaçınılmazdır.Yine kaybetmiştir.N’apalım, artık üniversiteden sonraya nasipmiş avuntusuna girilir ve üniversite bir şekilde bitirilir. Tercihe göre askerliğe gidilir veya çalışma hayatına geçilir. Çalışma hayatını tercih edenler yine yeni sulara yelken açar ve ilişkiler tazelenir. Askerlik engeli de aşılmalıdır artık. Bir an önce evlenmek gerekmektedir. Şimdi bekleme sırası kızdadır. Ve askere gidilir.Askerde yaşanılan çapkınlıklar, hafta sonları yapılan kaçamaklar, bir yandan da sevgilisi ile ilişkiyi yürütme çabaları ile boğuşmaktadır. Duruma göre ilişki orda bitirilir veya devam ettirilir.
”Oh be! Sonunda askerlik de bitti, bir de iş buldum mu bu iş tamamdır abi” denilir ve iş hayatına atılınır. Artık hedef kariyer yapmaktır. Evlilik en son iştir. Koşuşturmacalar başlar. Paralar kazanılır. Yenilir içilir, alemden aleme, o kulüp senin, bu kulüp benim derken almış başını gitmiştir. Nerde gece, orda sabah edilir, tabi çoğu kez de yalnız sabahlanmamaktadır. Ne gerek vardır ki evliliğe? Artık düşünce “30-35 yaşına doğru evlenirim” düşüncesine dönüşür.
Günler birbirini kovalarken, özgürlük tadı artık yalnızlığa dönüşmüştür. Geçmişte yaşanılan ilişki tecrübeleri ve askerlikten sonra yaşanılan özgürlük esnasında görülen ortamlar, kişiler, kadınlar derken gerçek hayattan tanışmakla işin olmayacağı düşüncesi ufaktan yer edinmiştir. “Sanal alemde yeni heyecanlar aramak fena da olmaz” diyerek profiller oluşturulur. Umduğunu bulma çabası ile bilgisayar başında saatler geçirilir. Buldukları ile de sahte profillerle güveni, samimiyeti ve sadakati son derece dikkatli bir şekilde sınanır. Derken aranılan reel hayattan veya sanaldan bir şekilde bulunmuştur.
Evlilik Psikolojisi
Artık evlilik zamanıdır. Geçmişte yaşanılan ilişkilerin de tecrübesi ile hızlı bir evlilik sürecine girilir ve kısa sürede evlenilir. Cicim ayları da geçtikten sonra iş hayatı falan derken zaman su gibi geçmekte, geçmişine, bekarlık yıllarına özlemle bakmaktadır. Nafile ki onun artık bir eşi, sorumlu ve bağlı olduğu bir ailesi vardır. İşe gidilir, akşam gelinir, hoş beş sohbet edilir televizyon izlenilir, eşi ile abartılmayacak şekilde gece hayatı yaşanır. Ve sakin bir aile modunda devam edilir.
O, bunu mu beklemiştir? Evlilik bu mudur? Taksitler, faturalar, istekler, evin giderleri derken sonu olmayacakmış gibi gelen (ki sonu da olmayacaktır zaten) isteklerin ardı arkası kesilmiyordur. Nerde eski hayatında yaşadığı insanlar? Nerde gece hayatı? Nerde özgürlük? Nerde kazanadığı parayı kafasına göre yemek? Nerde arkadaşlarla yapılan makaralar, partiler, eğlenceler? Özlemle bakmaktadır.
Kafası çok karışıktır. Hiç de hayal ettiği gibi bir şey değilmiştir evlilik. Lise ve üniversite yıllarını heba ettiği ilişkilerin sonu da mı böyle olacaktır? Madem böyle sonuçlanıyordur, neden geçmişte böyle yapmıştır? Çektiği ayrılık acıları evlilik için midir? “Ne oluyor evlenince sanki?” diye hayıflanarak kafasında çareler üretmeye girişilmiştir bile. Ama girmiştir evlilik yoluna bir kere. Çocuk da yolda. Artık kitlenmiş, çalışmaya mahkum olmuştur. Olmazdı ki böyle. Renk olmalıdır hayatında biraz. Önceden böyle midir?
Salıverir kendini. Zaten evlidir artık. Eşi devamlı onun elindedir.
İş görüşmeleri, seyahatler, arkadaşlarla takılmalar gibi mantıklı bahaneler üretilerek özgürlüğe tekrar yavaş yavaş adım atılmaktadır.
Bir gün, iki gün derken artık dışarıda geçirilen vakit artmış, gece hayatına tekrar dönülmüş şekilde hayat devam ettirilmeye çalışılır. Dışarıya harcanan para hacmi yükselmiş, maddi sıkıntılar artmaya başlamış, eşine karşı ilgisizlikler yüz göstermiş, hayat dayanılmaz bir hal almıştır. Eve alkolik veya geç saatlerde dönmeler… Evin, eşinin, çocuğunun ihtiyaclarını karşılamak bir yana dursun, temel ihtiyaçlar bile karşılanamaz olmuştur.
Sonuç
Bu yazdıklarım bir senaryo değil, tam tersine hayatın ta kendisidir. Herkes aynı sonucu veya aynı hayatı yaşamamış olsa da, karşılaştırıldığı zaman zihniyet aynıdır. Bitmek tükenmek bilmeyen istek ve arzuların ibresi devamlı bunlara işaret eder.
Şimdi size soruyorum:
Kaç tane erkek evlendiğine pişman olmuyor?
Kaç tane kadın evlendiğine pişman olmuyor?
Alın iki cinsiyeti de karşınıza, onun içindeki O’na seslenin. Bakalım neler duyacaksınız? Öyle bir seslenin ki, tabiri caizse hipnoza alırcasına yoğun bir iletişim gerçekleştirin. Ondan sonra dertleri tasaları dinleyin. Maddi durum, ilgisizlik, cinsellikte yaşanılan sorunlar, aldatmalar, itiraflar, kaçamaklar, nefretler, kinler, yapılan hatalar, geçmişte yaşanılan ilişkilerin çiftlerin zoruna gitmesi, aslında aradığı profilin bu olmadığı gibi birbiri ile kıyasıya yarışacak doğrular ortaya çıkacaktır.
Öğretim hayatından bu yana dek çekilen her ayrılık acısını yaşarken insan aslında hayatın böyle bir hal alacağını biliyor mudur?
Sizce ”Haydi herkes sevdiğine, istediğine, arzularında olan insana, hülyalarındaki karaktere koşsun” dense kaç tane çift yer değiştirir?
Neden mi bu hale geldi? Bu hale gelmek kişinin kendisinin suçu olmakla birlikte, hayatın şartlarına boyun eğmesinden de kaynaklanmıyor mu?
Aslında söz konusu, bayanın veya erkeğin eleştirilmesi değil. Asıl sorun insanların geçmişinden kaynaklanmaktadır.
Ailede açılan gözler, eğitim hayatında devam etmekte, sosyal hayatta şekillenmekte, evlilik ve iş hayatında ise sonuçlanmaktadır.Yetiştirilme tarzımız, aldığımız eğitim, içinde bulunduğumuz çevre, sosyal ortam, okuduğumuz kitaplar, dinlediğimiz müzikler, izlediğimiz filmler, hatta ve hatta yediğimiz yemekler bizim hayatımızı şekillendirmektedir.
İnsanoğlu hiç bir zaman doymaz. Eğitimin alasını verin, daha iyisini ister, servetine servet katın, daha fazlasını ister, cennetten hurileri alın gelin, evlendirin, daha güzelini ister.
Peki çözüm nedir? Nerede ve nasıl aranmalıdır? Nasıl yaşanılmalı ki, mükemmel bir hayat ve umut edilen bir gelecek gerçek olsun? Geleceğe nasıl hazırlanılmalı?
Bütün bu soru ve sorunların çözümünü kişi kendisine sormalıdır. Hayat, akıl ve kalp üçgenini şeytan üçgeni yapmaktan ziyade kendi üçgenimiz yapmayı başarırsak bütün bu soru ve sorunların üstesinden gelineceğini düşünüyorum.
İnsan önce kendisini tanımalıdır. Yapılması gereken, oturup düşünmektir. Ancak, önce ilim sahibi, tecrübe sahibi olmak, gezmek, görmek, okumak, dinlemek gerekir. Çünkü doğrular ve yanlışlar artık günümüzde öznelleşmektedir. Evrensel doğrular doğrultusunda, doğrular ve yanlışlar ayırt edilmeli ve insan kendi iç dünyasını, düşüncelerini bu doğrultuda şekillendirmelidir. Kişinin kendisini tanıdıktan sonra çevresini tanıması ve hayatını şekillendirmesi çok daha kolay olacaktır.
Unutulmamalıdır ki, düşüncelerimiz davranışlarımızı, davranışlarımız ise hayatımızı şekillendirir.
Bakınız, Yunus Emre ne güzel söylemiş değil mi?
İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen,
Ya nice okumaktır.
Bu yazı toplam 7605, bugün ise 4 kez okundu.



